Deneyimlenemeyen Olay: “Dağlar Olmasaydı / Çiçek Solmasaydı”

Ertaş son dörtlüğünde meselenin gerilimini harika bir sadelikle ortaya koyuyor. Köklü bir inkâr, tersine çevirme, çarpıtma, yıkma, durdurma, dönüştürme, imkansızı isteme hali ve kaçınılmazın bir buyrukmuşçasına göğüslenmesi.

Dağlar olmasaydı leyla yar
Çiçek solmasaydı leylam yar
Ölüm allahın emri leyla yar
Ayrılık olmasaydı leyla yar

Burada duruma şekil vermek böylece görülebilir, tanınabilir, deneyimlenebilir hale getirmek için seçilen imgeler sevginin, bağlanmanın, özdeşlemenin kayıp, terk ediliş, yok oluşla karşılaştığı vakit ne tür ve ne çapta bir direnç geliştirdiğini dillendiriyor. Bu imgelerin bolluğunu ayrıştırmadan bilinçaltının tekrarına ve tercihsizce dönen hafızanın gücüne bırakarak etkisini göstermesini beklemektense üç noktayı vurgulamak istiyorum. İlki birinci ve ikinci dizenin arasındaki ölçek farkı. Şiirin son dörtlüğünün birinci dizisinde devasa, yükselen, ağır ve manzaraya hâkim yani mekânsal ve özneyi çevreleyen bir cisim ve bunun yok olmasına yönelik bir dilek var. İkinci dizede ise ufaklığa, zamansallığa ve yaşama geçiyoruz. Burada yokluk dileğindense durdurma, ebedileştirme dileği var. Bu aslında yaşam bağlamında yokluk isteğinin (zaman olmasaydı) karşılığı.

Bunlar Nietzsche’nin antik mısır krallarının ve onların sınırlılığı, belirsizliğe dönüşü aşmayı isteyen güç istencinin gölgesinde bedenin solmasını durduran kimyasal bilgileri keşfeden rahiplerin etkinliğini imgeleştirdiği ‘mumyalaştırma’ eğiliminin bir benzeri (2010: 27, 105). Her şeyin zaman tarafından verilip zaman tarafından geri alındığı o basit alt edilemez gerçekliğe karşı duyulan hınç, zamana karşı bir intikam isteği ve işte her zaman bu bağlamda tüm gücüyle ortaya çıkıp gerçeği tersyüz eden egemen ve yaratıcı düşünce.

Baktığında, bir Tanrı’ya yüce duygular ilham eden her şer mubahtır”: böyle çınlıyordu tarihöncesinin duygu mantığı- yalnızca tarihöncesinin mantığı mıydı bu gerçekten? Dehşetli sahne oyunlarının tutkunları olarak kurgulanan Tanrılar. (…) Troia Savaşı’nın ve benzeri trajik dehşetlerin en son anlamı neydi aslında? Bu konuda şüphe duymak imkânsız: tanrılar için birer şenlik gösterisi olarak düşünülmüştü onlar. (…) İlkin Avrupa için yapılmış olan o cesur, o uğursuz filozof icadı, “özgür istenç”in, iyide ve kötüde insanın mutlak kendiliğindenliğinin icadı, özellikle de tanrıların insana, insani erdeme olan ilgilerinin asla tükenemez olduğu düşüncesine hak kazanmak için yapılmamış mıydı? Gerçekten yeni, gerçekten duyulmadık heyecanlar, entrikalar, felaketler hiç eksik olmamalıydı bu yeryüzü sahnesinden: bütünüyle belirlenimci biçimde tasarlanmış bir dünya, tanrılar için tahmin edilebilir ve dolayısıyla kısa bir süre sonra da sıkıcı olurdu, -bu tanrı dostlarının, filozofların, öylesi belirlenimci bir dünyayı tanrılarına uygun görmemeleri için yeterli bir nedendi bu da! (2011)
(adsız), Justine Neuberger, 2020

Ele avuca sığmayan, sonları getiren, söz dinlemeyen ama tüm dileklerin, umutların yine de kendisine yöneltildiği hem gaddar hem rahim; zaman, felek. İşte Allah fikrinin en büyük hasarı: zamansal varoluşu tamamen erişilmez kılması. Bu çaba açıklanması gerekeni, çalışılması gerekeni, gelişeni ve dağılanı zamanın dışına taşıdı, devasa yok oluşun karşısında ufacık bir solgunlukta devam eden yaşamın güzelliğini görülebilir, tecrübe edilebilir, deneyimlenebilir halden çıkararak k o r u y a b i l m e y i, k u r t a r a b i l m e y i diledi. Fakat ölüm zamanın emri. Zaman, her ne kadar tanrısallığı tanınsa da, bu tersyüz edebilen düşüncenin gücüyle terbiyeli, kurallı bir ilişkinin öznesine, kendisine kurban edilebilir ve karşısında rahmet dilenebilen bir şeye dönüştürülmeye çalışılsa da insana itaat etmiyor. Zaman dağ gibi var ve Allah çiçek gibi soldu. Zaman bir emir gibi itaat istiyor, ayrılık dağ gibi var. Çevreliyor, gölgesi düşüyor, vakti gösteriyor.

 

(2/7)
Talha Can İşsevenler
27 Temmuz 2020
Soru ve Görüşleriniz İçin: talhai[at]sabanciuniv.edu

 

Dipnotlar

  • Nietzsche, Friedrich. (2010). Putların Alacakaranlığı, Çev. Mustafa Tüzel, İstanbul: Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları.
  • Nietzsche, Friedrich. (2011). Ahlakın Soykütüğü: Bir Polemik, Çev. Zeynep Alangoya, İstanbul: Kabalcı Yayınevi.

Yayımlanan bu yazının tüm hakları anlamveadalet.net‘e aittir. Söz konusu metin, izin alınmadan başka bir web sitesinde ya da mecrada kısmen veya tamamen yayımlanamaz, kopyalanamaz, çoğaltılamaz, dağıtılamaz, içeriğinde herhangi bir değişiklik yapılamaz. Aksi taktirde bir hak ihlali söz konusu olduğunda; anlamveadalet.net, 5651 sayılı İnternet Ortamında Yapılan Yayınların Düzenlenmesi ve Bu Yayınlar Yoluyla İşlenen Suçlarla Mücadele Edilmesi Hakkında Kanun ve 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu’nun ilgili hükümleri gereğince maddi ve manevi tazminat davası açabilir. Ancak yazının bir bölümü, alıntılanan yazıya aktif link verilerek kullanılabilir. Her türlü alıntı, (her müstakil yazı için) 200 kelime ile sınırlıdır. Alıntı yapılan metin üzerinde herhangi bir değişiklik yapılamaz. Bu metinde yer alan görüşler yazara aittir ve anlamveadalet.net’in editöryal politikasını yansıtmayabilir.